Şebinkarahisar Masaj Salonu Hizmetleri Ebru

Şebinkarahisar Masaj Salonu

Şebinkarahisar Masaj Salonu

“Teyzem…”

sonra kararlı bir hareketle fermuarı çekip açtı, rüzgâr

ceketini sırtından sıyırdı:

“İşte…”

Ralph, şişman çocuğa yan yan baktı; bir şey söylemedi.

Şişman çocuk,

“Hepsinin adını bilmemiz gerek herhalde”

dedi. “Elimizde bir liste olmalı, bir toplantı yapmalıyız.”

Ralph karşılık vermeyince, şişman çocuk hitabını

“Kusura bakma. Uzun sürdü… O meyveler yok mu…”

Camlarını silip gözlüğünü minik yuvarlak burnunun üstüne

oturttu. Gözlüğün çerçevesi, pembe ve derince tersine bir V

izi bırakmıştı burun kemiğinin üstünde. Eleştirici bir gözle

önce Ralph’ın altın gövdesine, sonra da kendi kıyafetlerinebaktı. Göğsünde boylu süresince uzanan fermuarın ucuna el

attı:

Şebinkarahisar Masaj Salonu

sürdürmek zorunda kaldı.

İçini dökercesine,

“Bana ne derlerse desinler, aldırmam”

dedi. “Yeter ki, okulda taktıkları adla çağırmasınlar beni.”

Ralph, birazcık ilgi gösterdi:

“Neydi o ad?”

Şişman çocuk, arkasına bir göz attı, sonrasında Ralph’a doğru

eğildi, fısıldadı:

“Domuzcuk derlerdi bana.”

Ralph kahkahalar attı, ayağa fırladı:

“Domuzcuk! Domuzcuk!”

“Ralph, ne olur…”

Domuzcuk, tehlike içinde ellerini kavuşturdu:

“Sana söyledim, istemiyorum…”

“Domuzcuk! Domuzcuk!”

Ralph, dans ede ede, sıcak kumsalda ilerledi. Sonra,

kollarını açıp, bir savaş uçağı biçiminde geri döndü; makineli

tüfekle ateş açtı Domuzcuk’a:

“Taka-taka-taka-tak!”

Domuzcuk’un ayaklarının dibinde kuma attı kendini, katıla

katıla güldü:

“Domuzcuk!”

Domuzcuk, istemeye istemeye gülümsedi. Böyle bir adla da

olsa, benimsendiğine seviniyordu gene de:

“Ötekilere söylemedikçe…”

Ralph, yüzü kumda, kıkır kıkır güldü. Gene bir acıya, yoğun

bir düşünceye kapılmış gibi oldu Domuzcuk’un yüzü:

“Bir dakika…”

acele ormana daldı. Ralph ayağa kalktı; tırıs giden bir at

gibi koşarak, sağa doğru yöneldi.

Burada kumsal ansızın sona eriyordu. Pembe granitten yapılmışkocaman bir dörtgen, ormana, hurma ağaçlarına, kuma, suya

hiç aldırmadan dikiliveriyor; dört ayak yüksekliğinde bir çeşit

iskele meydana getiriyordu. Üstünde ince bir toprak tabakası,

yaban otları ve ufak hurma ağaçlarının gölgesi vardı.

Burada boy atmalarına kafi gelecek toprak bulunmadığı için,

ağaçlar aşağı yukarı yirmi ayak yükselince, devrilip

kuruyorlardı. Yerde çaprazlama duran bu kütüklerin üstüne

oturmak çok rahattı. Devrilmeyen hurma ağaçları yeşil bir

dam gibiydi. Bu damın altına, suyun karışık titreşimleri

yansıyordu. Ralph kayaya tırmandı; burasını gölgeli ve serin

buldu.